Mevlânâ’da Birlikte Yaşama Tecrübesi ve Hoşgörü
Doç.Dr. Kadir ÖZKÖSE
İslâm imanının temeli tevhiddir. Tevhid inancı Allah’ın birliği etrafında bütün insanları birleyen, birleştiren bir anlayıştır. Kur’ân’ın muhatabı bütün insanlardır. İnsanlar Allah’a kullukta eşittir. Dünyevî varlık, servet ve makam üstünlük sebebi olmadığı gibi, İslâm’da dînî imtiyazlar da yoktur. Üstünlük ancak takva iledir. İman ve ibadetine güvenerek üstünlük iddia etmek, İslâm ahlâkına göre önemli bir mânevî hastalıktır. “Ve’l-âkibetu li’l-muttakîn” sırrına göre, hiç kimse, kendisini, sahip olduğu iman, ahlâk ve ibadet konusunda garantide göremez.
Mevlânâ insanı evrenin merkezine almaktadır. Onun felsefesine göre, her şey insan içindir. Bütün varlıklar insan için yaratılmıştır. İnsan eşref-i mahlukat ve ahsenü’l-takvimdir. O halde ona saygı gösterilmeli, yüce tutulmalıdır. Okunması, tanınması, tanışılması gereken insan, kırılmamalı, incitilmemeli, hoş tutulmalıdır.
Mevlânâ sevgi ve hoşgörünün simgesidir. Fakat o, Peygamberlere dayanmayan, dünya ve âhireti birlikte kucaklamayan bir hoşgörünün, sağlam temellere dayanmayan bir yapı gibi uzun ömürlü olamayacağını da belirtmiştir. Doyma bilmez bir Peygamber sevdalısı olan Mevlânâ, Mesnevi’siyle Anadolu’dan bütün dünyaya ümit ve sevgi ışıkları saçmaktadır. Engin gönüllü Mevlânâ; kadın-erkek, çocuk-yaşlı, hasta-sağlıklı, müslüman-hristiyan, iyi-kötü, zengin-fakir, sultan-köle demeden; her insanı Hak nurundan bir parça bilmiştir. Mesnevi’de başkalarının ayıbını yüzüne vurmamak gerektiğini nasihat ve hikâyelerle defalarca dile getirmektedir. Hiç kimsenin, hatası dolayısıyla, incitilmesini istemez. İlmî ve fikrî münakaşalarda hiçbir zaman karşısındakini küçük düşürmez, kendi fikrini kabul etmeyenleri mahcup etmemek için cevap verememiş görünmeyi tercih ederdi. Başkalarına da, “Eğer dostlarınızın kötülüklerini size anlatırlarsa, sizin onları yetmiş kere hayırla ve iyi niyetle tevil etmeniz gerekir. Onu açıklamaktan tamamen âciz kaldığınız zaman, ‘bunun sırrını o bilir’ deyiniz ve konuyu kapatınız ki dünyada dostsuz kalmayasınız. Çünkü ayıpsız dost arayan dostsuz kalır.” sözleriyle nasihat ederdi.
Mevlânâ, hem kendi erişinin motor gücünü tanıtmak hem de sonsuzluk yolcularına ders vermek üzere şöyle konuşur: “Ömrümün özeti şu üç sözden ibarettir: Hamdım, piştim, yandım”.
Bir defasında Mevlânâ, iki kişinin kavga ettiğini ve birbirlerine küfrettiklerini görür. Bunlardan biri diğerine: “Bunu bana mı söylüyorsun? Eğer bana bir dersen, benden bin işitirsin” diyordu. Mevlânâ bu sözleri işitince, onlara doğru ilerler ve: “Hayır, hayır söyleme, buraya gel ve ne diyeceğin varsa bana de. Eğer bin söz söylesen, benden birini bile işitmezsin”, der. Bunun üzerine kavga edenler dost olurlar.
Dostları karşılarında gayr-i müslimleri görmüş. Her halde kara elbiseler giydikleri için, imanları da olmadığından sevimsiz gelen gayr-i müslümanlar için, “Ne kara adamlar” demişler. Mevlânâ ise, “Onlardan daha cömert kimse yok. Dünyada müslümanlığı, temizliği, ibadeti bırakmışlar, âhirette ise hurileri, cennetleri, köşkleri bize bırakmışlar. Ne cömert insanlar.” diyor.
Hucendî isimli bir vaiz, “Hamdolsun Allah’a ki, bizi kâfir yaratmamış.” demiş. Bunu duyan Mevlânâ: “Kendisini onlarla tartıyor da bir dirhem fazla geldim diye övünüyor. Er ise gelsin de peygamberlerin, erenlerin terazisiyle tartılsın. O zaman hakiki değeri belli olur.”, demiştir.
Tasavvufî âdâba göre, kişi nimet bakımından kendisinden aşağıda olanlara bakacak, şükrü artsın diye. İbadet bakımından kendinden yukarıda olanlara bakacak ki kulluğa rağbeti artsın diye.
Mevlânâ, fakir, garib, yoksul ve kimsesizlerin kimsesi ve babasıdır. Zenginlerden ziyade fakirlerin yanında kalmış. Mevlânâ iyi ama dervişleri fenâ demişler. Bu söz üzerine Mevlânâ, “Onlar iyi olsa benim onların başında ne işim var?” demiştir.
Mevlânâ’nın hoşgörüsü, bir nemelazımcılık sistemi, ikramiyeli af, ölçüsüz bir mazur görüş, kural tanımazlık demek değildir. Onun hoşgörüsü, yıkılanın yeniden inşasından, ağlayanların gözyaşlarının silinmesinden, dökülenin doldurulmasından, çıplakların giydirilip, açların doyurulmasından ibaretti. Mevlânâ’nın hoşgörüsü, diline, dinine, rengine bakmadan bütün insanlığa aynı gözle bakmak, iyiliğe ve güzelliğe seslenişti. Bu duygudan hareketle Mevlânâ bizlere şu tavsiyelerde bulunmaktadır:
“Şefkat ve merhamette güneş gibi ol!
Başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol!
Hiddet ve asabilikte ölü gibi ol!
Alçak gönüllülükte ve mahviyette toprak gibi ol!
Ya olduğun gibi görün.
Ya da göründüğün gibi ol!”
Bunun yanında Mevlânâ’ya atfedilen;
“Yine de gel, yine de gel, ne isen öyle gel
İster kafir, ister mecûsî, ister putperest ol yine de gel
Bizim dergâhımız umutsuzluk dergâhı değildir.
Yüz kere tövbeni bozmuş isen yine gel.”
Bu dörtlük bir tövbeye çağırıştır, gel de günahlarında yine devam et, keyfince yaşamını sürdür, demek değildir.
Mevlânâ, hayatı boyunca kimseyi hizmetinde kullanmamış, herkese saygı duymuş, kimsenin hakkını yememiş, bildiklerini başkaları ile paylaşmış ve bilmediklerini öğrenmekten kaçınmamıştır.
Sözlerimizi Mevlânâ’nın hoşgörüyü özetleyen şu değerlendirmeleri ile tamamlayabiliriz:
”Eğer dîn kardeşinde bir ayıp görürsen, o ayıp sendendir. Kendi nefsini onda görürsün. Çünkü ”mü’min, mü’minin mir’âtıdır” buyrulmuştur. O ayıbı kendinden gider. Zîrâ incindiğin şey sendendir. Bir fili su içmek için bir pınara getirdiler, suyun içinde kendini görünce ürktü. Halbuki o, başkasından ürktüğünü zannetti; kendisinden ürktüğünü bilmedi. Sende zulüm, kin, haset, hırs, merhametsizlik ve bu gibi kötü huylar olduğu halde bundan ürkmüyorsun; bunları bir başkasında görünce tedirgin olup, ondan ürkersin. Bil ki aslında sen kendinden incinir ve ürkersin. Bir adamın kendi noksanı ve çıbanı, kendisine çirkin görünmez; yaralı eliyle yemeğini yer, .parmağını yalar ve aslâ ondan mîdesi bulanmaz. Ama başkasında bir çıban veyâ biraz yara görmüş olsa, o yemekten iğrenir. Kötü huy da çıbana benzer”.
”Kul ol da yeryüzünde at gibi hür yürü, cenâze gibi kimsenin sırtına binme”, diyen Mevlânâ’nın potasında eriyenler, olgunluk, başarı ve sevgiye koşanlar olmamız dileği ile yaratılanı Yaratandan ötürü hoş görelim, sevelim, sevilelim, şu kısacık ömrümüzde günah yüküyle sırtımızı çökertmeyelim.
|