ABDÜLVEHHAB-I GAZİ HAZRETLERİ(FATİH ÇINAR)

Gül Kokusunu Sivas’a Taşıyan Velî:

ABDÜLVEHHÂB-I GAZİ[1]

Her karış toprağı şehit kanları ile sulanarak bizlere emanet edilen bu mukaddes toprakların her köşesinde insanlığa hizmeti için hayatlarını hiçe sayan birçok kahramana rastlamak mümkündür. Bu toprakların İslâm dini ile tanışması, Müslümanlaşması/insanlaşması ve huzurlu bir hayata kavuşması için Hz. Peygamber’in işareti ile başlayan fetih hareketleri her geçen dönemde daha da hızlanarak devam etmiş, O’nun (s) gösterdiği hedeflere ulaşabilmek için bu topraklara hizmet amacıyla birçok gönül elçisi gelmiştir. Bu vesile ile İstanbul surlarının dibinde şehit düşen Eyyûb el-Ensârî (r.a) ve onun gibi nice maneviyat önderleri ile bu topraklar tanışma fırsatı bulmuştur.

Alparslan’ın Malazgirt Savaş’ında atına binerken: ‘Ya Rabbi! Maksadım saltanat veya şöhret elde etmek değildir. Senin rızan için bu topraklara hâkim olmak istiyorum’ diyerek ivme kazandırdığı bu gönüllü fetih hareketine katılan sayısız isimden bir tanesi de mücadeleleri neticesinde Sivas’ta şehâdet şerbetini içerek vuslata eren Abdülvehhâb Gazi’dir. Çalışmamızda, Sivas’ı az-çok tanıyan veya tanımak için girişimlerde bulunan herkesin bir nebze de olsa hakkında bilgi sahibi olduğu bu maneviyat kandilini tanımaya çalışacağız.

Sivas’ın en hâkim tepesi olan ‘Akkaya Tepesi’ üzerindeki kabri ile hazret şehit düştüğü bu topraklara manen himmetini hissettirir gibidir. ‘Vatan uğrunda can veren varsa vatandır’ diyen şairin mısraları bu noktada daha da anlamlı gelmektedir insana… Abdülvehhâb b. Buht/Abdülvehhâb Gazi’nin doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir.[2] Anlatılanlara göre, Battal Gazi, Ahmet Turan Gazi ve Abdülvehhâb Gazi bu toprakların İslamlaşması için mücadeleye girişen üç cengâverdir ve Battal Gazi Malatya’da, Ahmet Turan Gazi Sivas yakınlarında(Soğuk Çermik mevkiinde) ve Abdülvehhâb Gazi ise Sivas’ta şehit düşmüştür. Düşünelim, dile kolay, tâ Medine’den sadece Allah rızası için kalkıp geleceksiniz, fiilî mücadeleye tutuşacaksınız ve bu uğurda canınızdan dahi vazgeçeceksiniz… Ne diyelim Mevlâ niyetlerini kabul, himmetlerini âlî eylesin…

Tahminen M.621 tarihine denk gelen doğumunun ardından askerî alanda iyi bir eğitim alan hazret, tarihî verilere göre, Emevi devri kumandanlarından Abdullah el-Battal’ın silâh arkadaşıdır.[3] Meşhur tarihçi Taberi’nin ifadesine göre hazret, Sivas’ta Bizans ile yapılan bir savaşta şehit düşmüş ve bedeni yıllarca bir suyun içerisinde kalmıştır.[4] Anlaşıldığı kadarıyla hazret, sahabe değil tabîinlerdendir[5] ve bu gerçek Çorumlu Ali İzzet efendinin ‘Tezkire-i Makâmat’ isimli eserinde de dile getirilmiştir.[6] Halk arasında sahabeden birisi olduğuna inanılan hazret Hz. Peygamber’in sağlığına yetişememiş ama O’nun (s) bütün hâli ile donanmış ve mesajını dünyanın dört bir tarafına ulaştırmak için fedakârca davranışlarda bulunmuştur. Hz. Peygamber’in onu ordu komutanlığına tayin ettiği, ağzına tükürdüğü ve bu tükürüğün ağzından çıktığı yerde şehit düşeceği şeklinde anlatılan menkıbeleri muhtemelen maneviyat sahasında cereyan eden hâdiseler olmalıdır ki, Abdülvehhâb Gazi’nin Hz. Peygamber’i (s) dünya gözü ile görmediği tarihî veriler ile sâbit olmuş bir hakikattir.[7]

Hazret, şehit düştüğünde takvimler M. 731 yılını göstermektedir. İfade edildiği gibi, bedeni bir su içerisinde kalmış, vefatından yüzlerce yıl sonra salih bir kulun rüyasına girerek[8] bedeninin bu suyun içerisinde çıkartılmasını istemiş ve belirtilen yerden bedeni alınmaya gelindiğinde görülmüş ki, bedeni yeni vefat etmişçesine sıcak ve bozulmadan durmaktadır.[9]

Abdülvehhab-ı Gazi’nin Kabri

Birçok menkıbesi halk arasında anlatılan hazretin, kaynaklarda, özellikle Ahmet Turan Gazi ve Battal Gazi ile ilgili sayısız menkıbe ve kerametine yer verilmektedir. Evliyâ Çelebi’nin Seyahatname’sinde onu sahabeden Süheyb-i Rumi ile karıştırarak hakkında birçok menkıbe rivayet etmesi ise işin tuzu biberi olmuştur.[10]

Abdülvehhâb Gazi, gül kokulu Peygamberin (s) mesajları uğrunda ömrünü mücadele ile geçirmesinden dolayı Hz. Peygamber’in sancaktarlığı gibi büyük bir makam ile anıla gelen bir şahsiyet olmuştur. Şehrin kuzeyinde kalan sekizgen yapılı ve kubbeli olan türbesinin[11] üzerinde onun Hz. Peygamber’in sancaktarı olduğu yazılıdır. Bu ifadenin ne kadar doğru bir ifade olduğu onun hayatı gözden geçirildiğinde daha iyi anlaşılmaktadır.

Aynı zamanda birçok maneviyat erine de ilham kaynağı olan hazret[12] hakkında yazılan en meşhur manzume[13] Şair Ahmed Sûzî’ye(ö.1830) aittir.[14] Bu manzumede Sûzî Efendi, cenknâmelere ve Battâlnâmelere paralel bilgiler vermiş ve hazretin birçok menkıbesine de değinmiştir. Hazretin bedeninin sudan çıkartılıp bugünkü makamına defnedilmesini şu veciz ifadeler ile anlatmıştır:

Düşüp ol dem suya Abdülvehhâb

Kurbu Sivas’a götürdü seylâb

 

Nice yıl taht-ı remmalda oldu

Çok zaman cismi orada kaldı

 

Bir aziz gördü ânı rüyada

Beni çıkar dedi ol vakada

 

Subh olup cümle kabariyle varup

Buldular cismini yerden çıkarıp

 

Demi mahlutta gördüler ânı

Nev şehid olmuşa benzer kanı

 

Cümle ayan ve kibar ol hinde

Defn edüp bu kayanın üstüne


Pes münacat edip ehl-i hacât

Ere maksuda bula hem berekât[15]

Abdülvehhâb Gazi’nin türbesinin bulunduğu camiye gelince, bu ibadethanenin ihtiyaçlarını temin için bir vakfiye tahsis edilmiş ve bu vakfiye daha yakın zamana kadar işlevini devam ettirebilmiştir.[16] Hâlihazırda câmî hem ibadethane olarak hem de Abdülvehhâb Gazi’yi ziyaret etme fırsatı veren bir mekân olarak varlığını korumaktadır.

Mücadelesi, şehâdeti ve manevî yüksekliği ile bu toprakları ve insanını etkileyen Abdülvehhâb Gâzî hakkında daha çok söylenecek söz vardır elbette… Ama Yukarı Tekke olarak bildiğimiz Sivas Şehir Mezarlığı’na yolu düşen yerli ve yabancı herkese bu büyük zâtı ziyaret etmelerini, kelimelerin nasıl kifayetsiz kaldığını, oradaki manevî atmosferi teneffüs ederek hissetmelerini tavsiye ederek çalışmamızı noktalamak istiyoruz. Mevlâ rahmet eylesin.

[1] Bu makale Sivas Kültür Dergisi’nde yayımlanmıştı. Fatih Çınar, ‘Gül Kokusunu Sivas’a Taşıyan Velî: Abdülvehhâb Gazi Hz.’, Sivas Kültür, Yıl:1, Sayı:1, s.8–10.

[2] İbrahim Yasak, Sivas Evliyaları ve Abdülvehhab Gazi Hazretleri, Seyran Yayınları, Sivas 2004, s.15.

[3] Yukarıda kısmen bu konuya değinilmişti. İsmail Hakkı-Rıdvan Nafiz, Sivas Şehri, Haz: Recep Toparlı, Sivas Ticaret ve Sanayi Odası Yayını-1, Sivas 1997, s.185.

[4] Mehdi Bostancı, Sivas Evliyalarından: Abdülvehhab Gazi, Baskı yeri ve yılı yok, s.2.

[5] Tabiin, sahabeyi hayatta iken gören ve sohbetlerine bulunan kimselere denmektedir. Sahabe ise, Hz. Peygamber ile sağlığında müslüman olarak görüşen ve sohbetinde bulunan kimselere verilen isimdir. Bu kavramlar hakkında detaylı bilgi için bkz.; İsmâil Karagöz, Dinî Kavramlar Sözlüğü, DİBY, Ankara 2005, s.571, 625.

[6] Hüseyin Çelik, Sivas’ın Manevî Bekçileri, Sayı II, 1987, s.8.

[7] Hüseyin Çelik, Abdülvehhab Gazi’nin Hayatı-Manzum Bir Eseri-, Sivas 1992, s.30.

[8] Bu kişinin Şemsi Sivâsî olduğu halk arasında anlatılmaktadır.

[9] Yasak, Sivas Evliyaları ve Abdülvehhab Gazi Hazretleri, s.29.

[10] İsmail Hakkı-Rıdvan Nafiz, Sivas Şehri, s.185.

[11] Nihat Aytürk-Bayram Altan, Türkiye’de Dinî Ziyaret Yerleri, Altanoğlu İlim ve Kültür Hizmetleri Yayınları, Ankara 1992, s.278.

[12] Bu anlamda, Şemsi Sivâsî’nin Eğri Seferi’ne katılmadan önce onun kabrini ziyaret ederek ve sancağını alarak bu sefere katılması son derece dikkat çekici bir hâdisedir. Bkz; İsmail Danışmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, İst., 1971, II, s.275-276.

[13] Bu manzume Recep Toparlı tarafından günümüz harflerine aktarılmış ve bir çalışmada yayınlanmıştır. Bkz; Yasak, Sivas Evliyaları ve Abdülvehhab Gazi Hazretleri, s.41-50.

[14] Hayatı hakkında geniş bilgi için bkz; Mehmet Tahir, Osmanlı Müellifleri, c.I, s.89.

[15] Bostancı, Sivas Evliyalarından: Abdülvehhab Gazi, s.4-7. Diğer şiirleri hakkında bkz; Ebubekir Yücel, ‘Bursalı Mehmed Tahir’in ‘Osmanlı Müellifleri’ Adlı Eserindeki Sivaslı Müellifler’, CÜİFD, Sivas 1996, Sayı:1, s.254.

[16] İsmail Hakkı-Rıdvan Nafiz, Sivas Şehri, s.184-187.